Özgeçmiş Grafik Tasarım Fotoğraf İletişim
 
 

Kış aylarında, sokaklarda evsizlerin cansız bedenleriyle karşılaşan Amerikalılar bu görüntüyü artık kanıksar hale gelmiştir. Fakat 29 Kasım 1993 tarihinde, Washington D.C.’de Konut ve Kentsel Gelişme Bakanlığı’nın (Department of Housing and Urban Development) bulunduğu sokağın köşesinde Yetta Adams’ın cesedine rastlanması, devletin ilgili kurumlarının “evsizlik” olgusuna ne denli çözüme yönelik yaklaşmadığının kanıtı niteliğindedir. Şizofren ve alkolik bir kadın olan Yetta Adams, uzun süre sokaklarda yaşamış ve hayatını kaybetmiştir. Bakan Henry G. Cisneros ofisinden dışarı çıkıp Yetta Adams’ın cansız bedeniyle karşılaştığında, bu görüntünün kendisine ve meslektaşlarına, toplumun, evsizler için ne denli tehlikeli hal bir aldığını fark ettirdiğini ifade etmiştir.

Evsizlik, insani gereksinimlerin karşılandığı, sürekli bir konuta sahip olunamaması durumu olarak tanımlanmaktadır. Evsizlik durumu yoksulluk ile yoğun bir ilişki içindedir. 2005’te yapılan araştırmaya göre ABD nüfusunun %13,3’ü, yani 38,231.521 insan yoksulluk içinde yaşamaktadır. 1980’lerin başlarında 250 bin civarında olan evsizlerin sayısının, 2005 yılı itibariyle 723,968’e yükseldiği yapılan araştırmalarda görülmektedir. Nüfusa oranla evsiz insanların en yoğun bulunduğu eyaletler sırasıyla California (195,637), Texas (39,578), New York’tur (59,456).

Sosyal güvenliğin aşınması, iş fırsatlarının tabana yayılamaması ve mevcut iş imkanlarının yoksulluk sorununa bir çözüm getirememesi ile beraber evsizlerin sistem tarafından bir korku unsuru olarak kullanılması da problemin gittikçe büyümesine yol açmaktadır. Bunlarla eş süreçlerde işletilen kentsel dönüşüm projeleriyle, büyüyen şehirlerde toprak rantının gitgide artması ucuz kiralı konaklama imkanlarını da yok etmektedir. Konuyla ilgili en çarpıcı istatistiklerden biri ABD’de 1973 ve 1993 yılları arasında 2,2 milyon düşük ücretlere kiralanabilir yerleşim yerinin, sitelere ve lüks apartman dairelerine dönüştürülmüştür olduğunu göstermektedir.

Evsizlik sorununu yoksulluk olgusu ile beraber incelemek, evsiz kalmaya neden olan başka olguları da görünür kılmak adına önemlidir. Bunlar aile içi sömürü, yerel şiddet, zihinsel rahatsızlıklar, bağımlılıklar olarak sıralanabilir. Evsizlerin sorunları incelendiğinde, konuya ekonomik sistemin nüfuz edişinin başarısızlığı olarak bakmanın yanlış olduğu anlaşılmaktadır. Devletin sunduğu çözüm önerileri, ucuz işgücüne ihtiyaç kalmadığı noktada, gözden çıkarılan evsizlerin, barınaklarda minimum maliyetle görünmez kılınmaya çalışılmasıdır. Kapitalist sistemin amacı, emek faktörü olarak zaten etkinsiz olarak kabul ettiği evsizleri sistem içerisinde hazmedebilmektir. Görünür hale gelen sorunların üzeri istisna hikayelerle, bireysel bağımlılıklarla veya akıl hastalıklarıyla sıvanmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde, özellikle büyüyen ve finansal iş merkezlerini oturtmuş şehirlerde evsizlere parklarda, sokak köşelerinde rastlamak mümkündür. 1980’lerin sonu 1990’ların başında New York Şehri’nde yoğun olarak görülen soylulaştırma sürecinin de etkisiyle parklarda veya sokak köşelerinde yatan evsizlerin kamusal alanı işgal ettiği öne sürülmüştür. New York Şehri’nin aşağı doğu kısmında bulunan Tompkins Square Park, bu gerekçeyle 1991 senesinde kapatılmış, birçok park alanı dikenli tellerle çevrilerek, “korunma altına alınmış” daha doğrusu “ehil insanlara” açılmıştır. Çevresel ırkçılıkla karşı karşıya kalan evsizler, buna evsizlikle mücadele politikaları çerçevesinde dönemin yöneticileri tarafından maruz bırakılmıştır. Evsizlik sorununu bir güvenlik sorunu olarak tanımlanırken, ekonomik sistemin zaaflarının hiçbirine değinilmemiştir. Konu politize edilmiş ancak çarpıtılmıştır. Kapitalist sistem, evsizlik sorununu kendi potasında eriterek, sermayeden yana çözümler üretmeyi sürdürmüştür. New York özelinde, yönetimlerin tutumunu en net bir şekilde ortaya koyan ise belediyenin ve güvenlik güçlerinin tutumudur. Rudolph W. Giuliani yönetimi (1994-2001) afişlerle psikolojik baskı oluşturmuş, New Yorklulardan dilencilere ve evsizlere para vermemelerini istemişlerdir. Giuliani, Belediye’nin bütçe görüşmelerinde, rehabilitasyonu kabul etmeyen evsizlerin, barınaklardan gecelik ücret ödeyerek yararlandırılmaları önerisinde bulunmuştur. New York Polis Şubesi’nin evsizleri özellikle Manhattan ve çevresinden adeta süpürerek, güvensiz barınaklara yerleştirmesi ve sorunun görünmez kılınmaya çalışılması evsizlerin maruz kaldığı başka bir sorundur. Kamu güvenliğin sağlanması adına “streetwatch” denilen kamera ile izleme sistemi kurulmuştur. Böylelikle evsizler, günümüz korku kültürünü meşrulaştıran güvenlik tehditlerden biri haline getirilmişlerdir.

Dünya genelinde pek çok ülkenin ortak sorunu olan evsizliğe farklı çözümler üretilmektedir. Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da belediye tarafından evsizlerin şehrin turistik dokusunu bozdukları öne sürülmüş, geceleri kent merkezinden uzaklaştırılmaları için Vlata nehri üzerinde 250 kişi kapasiteli teknede bir dolar karşılığı gecelemeleri için girişimlerde bulunulmuştur. Yaklaşık 10 bin evsizin olduğu şehirde üretilen böyle bir çözüm soruna nasıl yaklaşıldığının iyi bir örneğidir. İtalya’nın başkenti Roma’da yedi bin evsizin 2 bininin sokaklarda, 3 bininin tarihi açık hava müzeleri Forum ve Kolezyum’un diplerinde, diğerlerinin ise terkedilmiş eski binalarda yaşadığı bilgisi, benzer sorunların Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde de mevcut olduğunu göstermektedir. Japonya'da 5 binin üzerinde evsizin bulunduğu, 24 saat açık İnternet kafelerin "sığınak" olarak kullanıldığı haberi de konunun ne kadar evrensel olduğuna işaret etmektedir.
Oysa İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni imzalayan her devletin 25. madde gereğince, bu insanların konut ve sosyal güvenlik sorunlarına “insani” çözümler getirmesi beklenmektedir.


Madde 25 1. Herkesin kendisinin ve ailesinin sağlık ve refahı için beslenme, giyim, konut ve tıbbi bakım hakkı vardır. Herkes, işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışındaki koşullardan doğan geçim sıkıntısı durumunda güvenlik hakkına sahiptir.


Kentsel dönüşüm sonucunda, evsizlerin sayısının Türkiye’de de artması olasıdır. Göç olgusuna, devletin de zımni kabulü ile “gecekondulaşma” sayesinde üretilen çözüm göçmenlere uzun yıllar konut imkanı sağlamıştır. Fakat artan toprak rantı ve büyüyen inşaat sektörünün toplu konut yapımına yönelmesi ile beraber kentsel dönüşüm artık düşük ücretli kiralanabilir konutların yok olmasına neden olmaktadır. İstanbul örneğinde de görüldüğü gibi yeni göçmenlerin şehre eklemlenme şansı azalmaktadır. Yoksulluk sınırında olanların ise hem ekonomik kriz hem de konaklama zorlukları nedeniyle evsiz kalmaları yakın gelecek için pek de beklenmedik bir sonuç değildir. Türkiye’nin toplumsal yapısının yardımlaşma ve dayanışma görüntüsü altında cemaatçi bir yapıyla örgütlendiği ve sosyal güvenliğin politikaya popülist tutumlar dışında fazla konu olmadığı ise ortadadır.


Türkiye’de de sokakta yaşayan evsiz insanlar bulunmakta fakat tatmin edici bir araştırmayla veya çözüme yönelik bir politikayla karşılaşılmamaktadır. Bu durumun en temel sebebi, Türkiye’de sokakta yaşamlarını sürdüren insanların birçoğunun nüfus cüzdanının olmamasıdır. Bir vatandaş olarak devletle herhangi bir ilişki kuramayan evsiz insanlar, insani ilişkilerle hayatlarını zorlukla devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Zihinsel rahatsızlıkları olanlar ve bağımlılar ise her çeşit şiddete açık bir şekilde yaşa(yama)maktadır.


Evsizler nüfus kağıtları olmadığı takdirde ülke vatandaşı olarak nüfus sayımlarına dahil olamamaktadırlar. Yeni sistemle ikametgah üzerinden yapılan nüfus sayımları, çipli kimlik kartları, TC kimlik numaraları, genel bilgi toplama sistemleri, ülkenin güvenliğinin arttırılması ve modernleşmesi amacıyla atılan adımlar öncülleri gibi toplumsal sorunlarını görmezden gelip hiçe saymaktadır. Sorunu bir güvenlik sorunu olarak ele alarak yapılacak araştırmalar ve toplanacak istatistikler ise mevcut durumun sosyal yansımalarından ve maliyetlerinden uzak olacaktır. Evsizlik sorununun sosyal boyutları üzerinde durulmadıkça, ekonomik sistemin toplumun tabanındakilere sağladıkları ya da sağlayamadıklarına bakılmadıkça, toplumda ortak bir farkındalık oluşturulmadıkça evsizlik sorununa bir çözüm getirmek olanaksızdır.

Amerika Birleşik Devletleri’nde tamamlanan bu projenin amacı, konuya yurtdışından bir perspektif yöneltmektir. Konu ele alınırken yaşanılan sıkıntıyı estetize etmeden sorunun gerçek kaynaklarını saptayabilmek adına bir fotoğraf projesiyle gündem yaratabilmek istenmiştir. Projenin ABD kaynaklı hazırlanma sebebi ise Türkiye özelinde evsizlere dair yeterli akademik altyapının bulunamamasıdır. Mevcut incelemeler ve/veya haberler çoğunlukla bireysel travmaları konu alan hikaye tabanlı metinlerdir. Bunların toplumun ihtiyacı olan gerçeklik etkisini kurduktan sonra insanların göreceli olarak kendilerini daha iyi hissetmelerine olanak sağlayan çalışmalar olduğunu vurgulamak gerekmektedir.  Benzer ekonomik ve çevresel dönüşümleri daha geç de olsa geçirdiğimizden bu sorunlar Türkiye’de de büyüyerek karşımıza çıkacaktır.

Fotoğraflar, en güçlü yalanları haklı çıkarılabilecekleri gibi, propaganda malzemesi de olabilmektedir. Bu, hakim ideolojinin insanların zihinlerine imgeler yerleştirerek, kültürel emperyalizmi uygulaması anlamına gelmektedir. Belgesel Fotoğraf bir anlama ve müdahale etme yöntemidir. Fotoğrafçının tarafsız olması beklenemez. Kendi dünya görüşü ve samimiyetiyle bir tarih yazma çabasıdır bu, bir karşı çıkıştır. Sorunun politize edilebilmesi ve çözüm olanaklarının tespiti adına belli bir akademik çerçeveyle desteklenen belgesel fotoğraf çalışmaları önemlidir. Aksi takdirde yapılacak çalışmalar, internet ortamında artan belgesel fotoğraf talebinin karşılanmasından öteye geçemeyecek ve tüketilebilir olması dışında da bir anlam ifade edemeyecektir.

ABD’nin çeşitli şehirlerinde rastlanılan evsizler fotoğraflanırken vurgulanmak istenen, toplumla ve hayatla nasıl bir ilişki içerisinde olduklarıdır. Sorunlar görmezden gelinerek, bastırılarak veya saptırılarak çözülemeyecektir. Bu proje, dünyanın her yerinde yaşanan insanlık dramını gözler önüne sermek, insanları bunlar hakkında bir şeyler yapmaya teşvik etmek ve yaşananlar üzerine düşündürmek için hazırlanmıştır.

                                                                                                                 
Emin Kurtoğlu